Sepet

Sipariş listesinde ürün yok

0,00 TL Nakliye
0,00 TL Toplam

Sepet Satın Al

Osmanlı da Koku

Osmanlı'da Koku Kültürü

osmanlı esans

Osmanlı imparatorluğu sahip olduğu kültür ve yaşam tarzı ile Avrupa için örnek bir devletti. Bugün yaygınlığını yitirmiş olsa da; Osmanlı’da Türk Hamamları temizlik adına çok önemli mekânlardı. Hamam kavramı Avrupa için temiz olmak ve banyo kültürü oluşmasında yine öncülük yapmıştır. Hatta: daha da ilginç olanı Avrupa'da tuvalet kavramı bile yoktu. 1600'lerde tuvalet kavramından bihaberdiler. 1667 tarihinde Osmanlı’da "Tuvalet Vakfı" kurulurken Avrupa'da tuvalet bilinen bir şey değildi. İnsanlar ihtiyaçlarını bos buldukları alanlarda, ya da evin içinde giderip dışarıya fırlatıyordu. Şehirler pis kokuyordu. Bu yüzden yüksek topuklu ayakkabılar, şemsiyeler revaçtaydı. Osmanlı’da ise bu tarihlerde zaten hemen hemen her köse başında var olan tuvaletlerin sayıları ise artırılıyordu. Avrupa tuvaletle tam anlamıyla olmasa da 18. yüzyılın başlarında tanıştı. Artık sarayların bir köşesinde tuvalet vardı, krallar ve aristokratlar için ihtiyaç giderme sandıkları bulunuyordu. 

 

Doç. Dr. Said Öztürk Osmanlı’daki tuvalet anlayışının Bati ile kıyaslanmayacak derecede illeri de olduğunu söylüyor. Doç. Dr. Öz Türk devamla söyle diyor: "Batı ile kıyaslandığında bu tarihte Osmanlı’da tuvalet vakfının bulunması fevkalade bir üstünlüktür. Zira bu tarihlerde Bati dünyasında tuvalet kültüründen bahsetmek mümkün değil. Daha sonraki dönemlerde de ayni durum geçerli. Bati tuvaletle çok geç tarihlerde tanışıyor. Osmanlı imparatorluğunda temizlik, sağlık, güzellik, güzel koku çok önemli ve üzerinde durulan konulardı. Sağlıklı yasam ve huzurlu bir hayatin gereği olarak görülen temizlik ve güzel koku üzerine günümüze kadar gelen arşiv belgelerinden de anlaşıldığı üzerine Avrupa için öncü olduğumuz değerlere Avrupalılar bizlerden daha çok değer göstermişler.

Avrupa'da Banyo ve temizlik alanının geçmişi, Hıristiyanlığın Ortaçağ boyunca Avrupa'ya neler yaptığını çok iyi ortaya koyuyor: Osmanlılardan başka, sadece Roma'da hamam kültürü gelişmişti. Hamamlar ayni zamanda kültürel bulumsa mekânlarıydı. Toplantı alanları, eğlence alanları, kütüphaneler gibi unsurlar suyun etrafında bir kültürel buluşma noktası oluşturuyordu. Tabii buna dinen pek hoş karşılanmayan eğlenceler de eslik ediyordu.

 

Hıristiyanlık Avrupa'da yaygınlaşır ve Roma çöküşe geçerken hamam kültürü de yok olmaya başladı. Kilise, bedenin tamamen yıkanıp temizlenmesini şehveti tetikleyeceği gerekçesiyle hoş karşılamıyordu. Avrupa’nın yüzlerce yıl sürecek kir pasak içinde yaşama dönemi başladı. Tuvalet kültürü, banyo kültürü, temizlik kültürü yok olmuştu. Takip eden yüzyıllarda Avrupa'da yaşanan çeşitli salgın hastalıkların çok yüksek ölüm oranlarına ulaşmasında temizliğe ilkesel olarak karşı olan bu yaklaşımın derin bir etkisi bulunuyor. 

İlginçtir ama tuvalet kültürü Roma İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu sayesinde Avrupa'da yer bulmuştur. Özellikle İstanbul’un Avrupa yakası Roma İmparatorluğu’ndan kalan altyapının yararlarını çok çok görmüş. Bu altyapıyı da sonradan Avrupa'da kullanan nadir imparatorluklardan birisi olmuş. Avrupa’da soyluların saray bahçesinde semsiye ile dolaşmalarının en önemli sebeplerinden birisi pencereden hizmetçilerin boşalttığı pisliklerin üzerlerine gelmemesi içindi. Ya da pencerelerden uzak dolaşmak gerekiyordu. Malum ola ki bir pislendiniz! Sabun yok ki yıkayasın. Fransızların parfümleri icat etmesi de buna bağlıdır derler. Dikkat ederseniz her parfümde “EAU DE TOILETTE” yazısı var. Anlamı tuvalet suyu demektir. Avrupalı tuvaletten çıktıktan sonra parfüm kullanırmış yani “yıkanmıyoruz ama biraz güzel kokalım” diyorlarmış.

Ancak; aynı Fransızların Luvre Müzesi'nde Osmanlı koku arşivi mevcuttur. Osmanlıların sahip olduğu değerleri bir bir kendi bünyelerine katan dünün geri kalmış Avrupa devletleri bugün bizim onlara kattıklarımızı unutmuş görünüyorlar.

Güzel kokunun sanat haline geldiği Osmanlı asırlarında gelenek olarak konuğun ister yabancı devlet elçisi, ister komşusu olsun gülsuyu ve buhur ikramıyla karşılandığını biliyoruz. Mevlid, mukabele, hac karşılaması ve benzeri dini toplantılarda gül suyu dökme âdeti hâlâ sürüyor. 

Güle itibar yeni yapılan ya da onarılan camiler açılırken gül suyu ile yıkanmasına kadar varırdı. Osmanlı mutfağının da parçasıydı gül suyu. Güllaç, su muhallebisi, güllabiye ve şerbetlerin tamamlayıcısıydı. Nihayet kaynaklarda cilt ve göz hastalıklarına karsı ilaç olarak gül yağının kullanıldığı da var. Bu kadarla kalmıyor koku merakı. Hattatların Kur'an-ı Kerim'i kopyalarken kullandıkları mürekkebin misk ve amberle karıştırıldığı el yazmalarında bugün bile fark ediliyor. Şimdilerde, piyasada onca parfüm cirit atarken bile camilerin yakin çevresinde 'kokucuları” görmek mümkün. Bu kişilerin tüpler içinde sunduğu esansların kaynağı olan çiçeklerin yağları hiç değişmedi: Yasemin, sümbül, gül yağı, reyhan, ıtır, tefarik, sandal, öd ağacı, misk, ful, kakule, tarçın, karanfil... 

Osmanlılar, güzel kokunun kişiyi sakinleştireceğine inanır. Kimi araştırmacılar, Osmanlı’da koku konusunda bir devlet politikası olduğundan bile söz ediyor. Topkapı Sarayı’nda bir koku arşivi oluşturulduğunu biliyoruz. (Fransa'da Luvre Müzesi'nde Osmanlı koku arşivi mevcut.) Aynı şekilde her dönemin bir kokusu olduğunu da. 2. Selim kokusu, Abdülhamit kokusu gibi... İhtişam döneminde İstanbul’da moda olan buhurların benzerleri o dönemde Avrupa'da da yaygın olarak kullanıldı. Birçok yabancı kaynakta sözü edilen 'Pastiller dua Serail' bildiğimiz 'Saray Pastilleri'. 19. yüzyıl Fransa’sında rağbet gören yayınlar arasında, Osmanlı buhur ve pastillerinin reçetelerini içeren kitapçıklar var. Pretextat Lecomte 1902'de yazdığı anılarında, Avrupa'da Osmanlı buhur pastillerinin taklitlerinin ticaretinin önemli boyutta olduğunu anlatıyor. 

Alkollü ıtriyatın ortaya çıkmasıyla bu tablo değişti. Sultan Abdülaziz devrinin sonlarına doğru Avrupa'dan gelen parfümler önde gelen ailelerce kullanılmaya başlandı. En fazla tutulan parfümlerden biri: Lebin Suyu. 'Eau de Lubin' adıyla satılan ürün, kırmızı renkte, lavanta ve karanfil karışımı kokulu, temizlik hissi veren ve iç açıcı bir losyondu. Zaman içinde bazı markalar hızla moda haline gelir, sonra yerini yenilerine bırakır oldu. Bunlara rağmen gül suyu itibar kaybetmedi. Ta ki kolonya çıkana kadar. 

Eskiden üretilen kokuların dünyada ün yaptığını söyledim. Bunun göstergesi 1851'de Londra 1. Uluslararası Sergisi'ne gönderilen ürünler arasındaki koku koleksiyonunun gördüğü ilginin İngiliz basınına yansıması. Ve önemli bir işaret bu sergide Edirne sabununun aldığı 'nefaset ödülü'.. Bundan dolayı 1855 Paris uluslararası fuarına da Osmanlı başkaca ürünler yanında zengin bir kokustandı gönderdi. Kadınlar tarafından serginin açıldığı gün talan edilen şişeler üç kez yenilendi. 1862 Londra 2. Uluslararası Sergisi'nde Osmanlı ürünleri 83 madalya ve 44 mansiyon aldı. Girit Valiliği, adada üretilen parfüm dolayısıyla ödül alanlardan biriydi.